Emnyi & Nilish PaGe

Tuncay Ozinel Tiyatrosu’ndan "Nice Yillara"

Tuncay Ozinel Tiyatrosu’ndan “Nice Yillara” 16 Nisan Carsamba 19.30

NİCE YİLLARA
YAZAN : TUNCAY OZİNEL
YONETEN : ALİ POYRAZOGLU
DEKOR : MURAT YİLMAZ
KOSTUM : FATOS NARİN
İSİK : GARİP CAGLAR
YARDİMCİ YONETMEN: ERAY YASİN İSİK


BİR HUZNUN OYKUSU

1986 Yılında tiyatromda komedi dışında bir şey yapmak istedim ve Amerika’da izlediğim Tom Eyen’in DEMİR PARMAKLIKLAR ARDINDAKİ KADINLAR isimli oyununu Aksaray’daki salonumda sahneledim. Oyun sanatsal açıdan müthişti ama beni öylesine batırdı ki borçlarını yıllarca ödemek zorunda kaldım.
İste o dönemde bize arka çıkması gereken devlet destek vermediği gibi SSK borclarım yüzünden evdeki telefonuma haciz koyup kestirtti. Yaklaşık birer maaş borcum olan iki tiyatrocu hanım arkadaışm ise evdeki müzik setine ve koltuklara haciz koydurdu. Neredeyse uçan kuşa borcum oluşmustu. Bazı günler tiyatro kostümlerini satarak ekmek aldım.
1987 yılı işte böyle baslamıştı. O şartlar içersinde yazdım NİCE YİLLARA’yı. Altmış yaşını gecmiş ıssız ve parasız kalmış bir tiyatro oyuncusunun ilk kez kendi başına verdigi doğum günü partisini anlatıyor oyun. Ben Altmış yaşına gelmediğim için yoğun turneler sonucu kendimi kurtardım. Ama bu oyun da kazancım oldu. Aslında bu oyunla anlatmak istediğim şu; yaşamda daima umut vardır, önemli olan beklemesini bilmektir.
Zaman zaman ulkemizde morallerimiz bozuluyor. Diyorum ki umudumuzu yitirmeden bekleyelim.

16 Nisan 2008 Carsamba Saat: 19.30

Biletli Oyun

Tam: 5.00YTL

Ogrenci: 3.00 YTL

Yer: AİKM Sahnesi

Attila İlhan Kultur Merkezi

Mesrutiyet Cad. No:3/3

Galatasaray- Beyoglu

0212 293 42 42

attilailhankultur@ gmail.com


www.tgb.org. tr

Nisan 14, 2008 Posted by | DUYURULAR, senkop yazım hazinesi | Yorum yapın

VATANSEVERLİK NEDİR ???

20 Ocak 2008 Pazar günü gazetede yayınlanan bir köşe yazısını sizinle paylaşmak istiyorum. Mutlaka okuyun…

VATANSEVERLİK NEDİR ???


Gözlerinizi kapatıp hayal edin, yaşları 13–14 arasında değişen yirmiye yakın çocuk, ellerine topluiğne batırıp kendi kanlarını akıtıyorlar ve bu tam iki ay boyunca devam ediyor, bir ayin gibi ve bu kanlardan bir Türk bayrağı yapıyorlar. Sonra bu bayrak rütbeli büyükler tarafından adeta kutsanıyor ve bir gazete, promosyon olarak bayrağı okurlarına dağıtıyor.
Bu ülkedeki hiçbir şeye artık şaşmayan ben, bu olay karşısında dehşete düştüm. Vatanseverliğin kanla ne bağlantısı olduğunu düşündüm. Hangi hoca, hangi ruh hali bu çocukları bu hale getirdi.
Bu çocukların ruhları ne zaman sakatlandı?
Ve sorularımı sormaya başladım. Liselerde neler oluyor? Vatanseverlik sadece ve sadece kan dökmek ya da bu topraklar için ölmek mi?
Acaba lisede okuyan kaç çocuk bu ülkenin en değerli yazarlarından herhangi birinin herhangi bir kitabını okudu?
Kaç çocuk 10 yıl önce insanların tatlı suyuna girip oyunlar oynadığı Akşehir Gölü’nün bugün bir çöle dönüştüğünü biliyor?
Kaç çocuk bu coğrafyada yaşamış 42 uygarlıktan haberdar?
Kaç çocuğun aklına pul koleksiyonu yapmak geliyor?
Kaç çocuk yaşadığı kentin dışına çıkabildi?
Kaç çocuk denizi biliyor?
Kaç çocuk yaşadığı coğrafyadaki kuş türlerini merak ediyor?
Kaç çocuk televizyonda izlediği “ Hatırla Sevgili “ adlı dizide adı geçen Deniz Gezmiş’in hayat hikâyesini merak ediyor?
Kaç çocuk resim dersinde hocanın öğrettiklerinin tersine kendisi için, kendi gibi bir resim yapabildi? Kaç çocuk herhangi bir büyüğünden, hayatta başarının para kazanmak değil,”sevdiği işi yapmak ve sevdiği bir insanla birlikte olmak” sözünü duydu?
Kaç çocuk her gün devamlı gazete okuyor?
Kaç çocuk marka hayranlığı dışında kendine özel bir giyim tarzı bulmaya uğraşıyor?
Kaç çocuk sanal dünyanın dışında arkadaşlarıyla iletişim kurmaya çabalıyor?
Kaç çocuk dedesinin ya da anneannesinin hayat hikâyelerini merak ediyor?
Kaç çocuk korkudan sesi kısılan bir yavru kediyi kucaklayıp eve getirebiliyor?
Kaç çocuk IMF’nin ne olduğunu merak ediyor?
Kaç çocuk aşk şiiri yazıyor?
Kaç çocuğun kimselere benzemeyen hayalleri var?
Daha onlarca soru sorabilirim ama şimdiden yüreğim acımaya başladı. Biz çocuklarımıza hiçbir şey öğretemedik; onlar “ Saldım çayıra mevlam kayıra “ durumundalar. Belki de bu nedenden, adeta yüzümüze çarpar gibi kanlarıyla bayrak yapıp, bir şeyler söylemek istiyorlar. İflas etmiş bir eğitim sisteminin en belirgin örneğini veriyorlar. Bu olgu onları onaylayanların, hatta kutsayanların hiç aklına gelmiyor. Birer ruh zedeleyicisi olduklarının bile farkında değiller.

Ve kan hiç durmadan akıyor.

isilozgenturk@gmail.com

Ocak 26, 2008 Posted by | emnyi'den, senkop yazım hazinesi | Yorum yapın

Nice yıllara Nâzım Hikmet!

Nice yıllara Nâzım Hikmet!

Dün Nâzım Hikmet’in 106. doğum yıldönümüydü.

Yani doğumunun üzerinden bir asırdan fazla süre geçmiş.

Oysa siz de ben de biliyoruz ki; Nâzım içimizde, yanıbaşımızda, durmadan kulağımıza bir şeyler fısıldıyor.

Bir zeytin ağacı gördüğümüzde onun dizelerini hatırlıyoruz.

Zıplayan bir sincap gördüğümüzde de öyle.

El ele tutuşmuş yürüyen iki sevgili size Nâzım esintileri getiriyor.

O dönemden beri vatanı sata sata bitiremeyenleri gördükçe içinizden “Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ!” dizesini haykırmak geliyor.

En güzel denize, henüz gidilmediğini biliyorsunuz.

En güzel çocuğun henüz büyümediğini de.

Sevgiliniz aklınıza düştüğünde “O şimdi ne yapıyor, şimdi şimdi” diye kıvranıyorsunuz.

***

Yeni doğan her bebeği “Hoşgeldin Bebek” diye karşılıyoruz.

Kayın ağacı bize sürgünü hatırlatıyor; zeytin ağacı inatçı ihtiyarı.

Bir de deniz kıyısında durmuş düşünen adam var: Bulut mu olsam, yosun mu, gemi mi, balık mı diye sorup duran.

Ona hep bir ağızdan “Deniz olunmalı oğlum!” diye haykırıyoruz.

Gideni ve gelmekte olanı anladığımız zaman “o müthiş bahtiyarlık”la kabarıyor göğsümüz.

Şile bezinden mintan giyiyoruz, ayakkabılarımız Anadolu yollarını taşıyor.

Bazen “Akrep gibisin kardeşim!” diye kızıyoruz, söyleniyoruz.

Arkasından bulutlu bir gökyüzünden sıyrılan güneşi görmüş gibi bir umuda kapılıyoruz.

“O, topraktan öğrenip kitapsız bilendir” diyoruz.

Sevgililerini bekleyen gençler “Saat 4 yoksun” diye sitem ediyorlar.

Ölümü bekleyen hastaların önünde “laciverdi bir bahçe” uzanıyor.

“Elveda dünya ve merhaba kâinat” diyorlar.

***

Nâzım hâlâ büyük insanlığın türküsü söylüyor:

Sekizinde işe gidip, yirmisinde evlenip, kırkında ölen ama “Umutsuz yaşanmıyor!” diyenlerin türküsünü.

***

Biz de çağdaşımız Nâzım’a kendi dizeleriyle sesleniyor ve doğum gününde diyoruz ki:

Yapraklara dallara

Yeşillere allara

Nice nice yıllara Nazım

Nice nice yıllara

Zülfü Livaneli
zlivaneli@gazetevatan.com


Fazil Say – Memleketim(Nazim Hikmet)

Ocak 17, 2008 Posted by | emnyi'den, senkop yazım hazinesi | Yorum yapın

   

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.