Bir kadın orkestra şefinin başarısı
Doğan HIZLAN’dan ;
ŞİŞLİ Senfoni Orkestrası’nın başarılı kadın şefi Será Tokay, yurtdışında da başarılı konserler veriyor.
Ben onun yönettiği orkestrayı dinledim, şefliği konusunda da bilgim var.
Önce bu orkestranın doğuş serüvenini yazmalı.
Eski Kültür Bakanı İstemihan Talay, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e belediyenin bir senfoni orkestrası kurmasını öneriyor.
Mustafa Sarıgül de, Será Tokay’ın Mozaik dergisinin şubat sayısında (Mozaik, Fevrier 2008) İpek Bilecen’in sorularını yanıtlarken belirttiği gibi, “Kendisi, bir kadın şefin orkestrasının başında olmasını bu ülkede láikliğin bir garantisi olarak görüyordu.”
Kimdir Será Tokay?
Şişli Senfoni Orkestrası’nın genel müzik yönetmeni ve sürekli şefi olan Tokay, İstanbul’da doğdu, mimar bir ailenin kızı. Yüksek müzik eğitimini Paris’te Fransız hükümetinin kendisine verdiği piyano bursu ile sürdürdü, yönetim anlayışı, zamanımızın en yetenekli, genç şeflerinden Vsevold Polonsky’nin yalın Rus okulu anlayışının izlerini taşır.
Sorbonne’da felsefe okudu, fenomonoloji doktorası yaptı.
* * *
STRASBOURG’da Erasmus Salonu’ndaki konserden sonra, Server Tanilli şöyle yazmıştı:
“Daha önce uzun yıllar boyunca çok orkestra şefi gördüm. Será Tokay’ı da orkestrasıyla bütünleşmenin nadir örneklerinden biri olarak hatırlayacağız.”
Tokay yine Mozaik dergisindeki konuşmasında, orkestrayı nasıl kurduğunu anlatıyor, orkestradaki elemanlar üzerine bilgiler veriyor ve “solist karakteri olan bir orkestra” tanımını yapıyor.
Tokay, Profesör L. Fadiga ile özgün bir çalışmayı gerçekleştiriyor: Şef ve orkestra elemanları arasındaki gizemli ilişkinin karşılıklı bağlantısını aydınlatmak.
Şişli Senfoni Orkestrası’nın unutulmaz konserlerinden biri de, Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi Anısına, AKM’de Mozart’ın doğumunun 250. yıldönümü için verilen konserdi.
Türkiye’de çok sesli müziğin yaygınlaşması için, belediyelerin, üniversitelerin, konservatuvarların, kurumların orkestra kurmaları gerekir.
Özellikle genç bir kadın şefin, başarısını yurtdışında da göstermesi, Türkiye için ayrı bir övünç kaynağıdır.
* * *
SANIRIM, orkestranın nisan ayında vereceği konser müzikseverleri tatmin edecektir.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8173961.asp?yazarid=4&gid=61&sz=93656
Sanatçı Kime Denir, Kimdir Sanatçı?..
Sanatçı kime denir, kimdir sanatçı?
Basit anlamda söyleyecek olursak: Sanatçı, sanatı gerçek anlamda özümseyen, önemseyen; sanatı kendi kişiliğinde eriterek, güzel şeylere dönüştüren (dönüştürebilen), “insan olmak” bilincini en üst düzeyde tutan (taşıyan), kendini aşan kişidir.
Sanatçı, karşılık beklemeden, sürekli kendisinden verendir. Yüzyıllar öncesinden yüzyıllar sonrasına seslenebilendir. Çağcıldır. Çağcıldır her yönüyle… Yaşadığı dönem güç anlaşılır, anlaşılamayabilir de… Toplumun üstündedir. Yarınlara seslenir.
Diğer bir deyişle; sanatçı, herkesin duyduğunu, herkesin gördüğünü, herkesin hissettiğini, herkesin düşündüğünü; farklı şekilde duyan, farklı şekilde gören, farklı şekilde hisseden, farklı şekilde düşünen, farklı şekilde yorumlayan, farklı şekilde yansıtandır; duyulmayanı duyan, görülmeyeni gören, olmayanı bulandır.
Sanatçı üzerine bunları söyledikten sonra, gelelim bizdeki sanatçıya:
Bizde sanatçı bukalemun gibidir. Saate göre, güne göre renk değiştirir. Bizde sanatçının kişilik sorunu gibi bir sorunu da yoktur. Kişiliksizdir. Siliktir. Yitiktir. Aynalara dargındır. Aynasızdır. Kimileyin taraf tutar, kimileyin tarafsızdır!.. Çıkarının gerektirdiği şekilde düşünür. Çıkarcıdır. Nemelazımcıdır. Yağcıdır. Yalancıdır. Palavracıdır. Elinde bir zilli tefi, yaldızlı pabuçları vardır!.. Dolap beygiri gibidir. Bir sağa, bir sola döner boyuna. Üçkâğıtçıdır. Sanat hırsızıdır!.. Bizde sanatçı hinoğluhindir.
Yüzsüzdür. Görgüsüzdür.
Bizde sanatçı çoktur…
Bizde sanatçı yoktur…
Bizde sanat…
Bizde san…
Bizde s…
Bizde …
Biz…
Bi…
B…
…………… Sanatçı kime denir, kimdir sanatçı ?…
1900′den 2000′e Yüzyıllık Ses Kayıt Tarihimize Müzikle Yolculuk
| 20.Ruhumda Neş-e Hicazkar ŞarkıBeste Neveser Kökdeş… Seslendiren Sabite Tur Kayıt Tarihi 1950-54Neveser Kökdeş: (1900-1962) Doğum yeri kimi kaynaklarda Drama, kimi kaynaklarda da Üsküdar olarak gösterilir. Besteci Muhlis Sabahattin Bey’in kardeşidir. Gitar, piyano ve tambur çalardı. Notre Dame de Sion da okudu. Besteciliğe 12 yaşında polkalar besteleyerek başladı. 1000 kadar eser bestelemiştir. 16 yaşında evlendiği eşi Çanakkale Savaşında şehit düşünce çok etkilenmiş. içe kapanık bir yaşam sürmeye başlamıştır. Eserleri kendi tarzını yansıtır. Mesut Cemil bu tarza “Neveser Musikisi’ adını vermiştir. Tüm eserlerinde bir kadın duyarlılığı açıkça sezilir. Ağabeyi Sabahattin Bey’in operet temesillerinde piyano çalmış ve ona ait bazı operet şarkılarını taş plaklara okumuştur. Plaklara beş kadar eser okumuştur.”Fes-mes devri geçti, niçin musikimizde inkilabı hazmetmiyoruz. Dede’ler ve Rahmi Bey’lerin bile zaman zaman Türk musikisinde inkilap yapmak üzere harekete geçtikleri görülmüş, fakat fes’in altındaki zihniyet karşısında daha fazla cesaret edememişlerdir. Yani herkes bilir ki Dede’nin valisleri vardır(.. )Benim ‘aman’larım basit eski tarz ‘aman’lar değildir. Fakat geçenlerde radyoda dinledim -ismi lazım değil- bir hanım sanatkarımız bir höçekçemdeki ‘aman’ı gazel ‘aman’ına çevirdi. Bir ‘aman’ çekti ki, ben de aman dedim. Eserlerimi güzel okuyan sanatkar Sabite Hanım’dır. Mualla Mukadder de fena değil, fakat Sabite Tur’un sesi, alafranga nağmelere daha çok gidiyor.(…) Bu işten kırk para kazanmıyorum. Üstelik eserlerimi orkestrasyon yaptırmak için cebimden para verdiğim bile oluyor. Bestekalık bana sıhhatimi, saadetimi, her şeyimi kaybettirdi. Bütün bu zahmetin ve ızdırapların mükafatı nedir biliyor musunuz? Bestelerimi tahfir etmek suretiyle harcamak. Halimi görüyorsunuz. Halbuki Türk müziğini hudutlarımızın dışına çıkarmış bir sanatkarım. Eserlerim halen Londra ve Paris operalarında çalınıyor.”21. Mavili… (Mani ?)…Derleyen ve Seslendiren Radife Erten… Kayıt Tarihi 1955 ?Radife Erten (1923-19 ): Beşiktaş’ta doğdu. Nuri Halil Poyraz’dan faydalandı. 1936′da çok küçük yaşta radyo sanatçılığına kabul edildi. 1938′de Ankara Radyosu’na tayin edildi. 1950 yılında tekrar İstanbul’a döndü ve Mesut Cemil’in klasik koro programlarında yardımcılığını yaptı. 30 kadar bestesi ve pek çok derlemesi bulunmaktadır.”Daha ilk mektepte iken bütün arkadaşlarım sesimin güzel oldıığıınu söylerlerdi. Ben de eve gelince ‘hakikaten sesim o kadar güzel mi?’ diye kendi kendime şarkı söyler ve nota öğrenmeye çalışırdım. Radyoya girmeden evvel. Beşiktaş 19. ilkokula devam ederken musiki öğretmenim Hikmet Hoca Hanım’dan büyük yardım gördüm. Evvela 14 yaşında iken İstanbul Radyosu’na girdim.1938 de memur olarak Ankara Radyosu’na tayin edildim. Orada kıynıetli hocalarım, Refik Fersan. Fahri Kopuz. Veli Kanık ve Mesut Cemil Beylerin yaıdımı beni bugıinkü mevkiye ulaştırmıştır.- İlk defa mikrofon başırıa nerelerde çıktınız ? – İstanbul radyosunda çıktım.- Sahneye hiç çıkmadınız değil mi ?- Hiç çıkmadım. çıkmaya da niyetim yok.- Radyoda okuduğunuz şarkıları kendiniz mi intihap ediyorsunuz? (seçiyorsunuz)- Okuduğumuz şarkıların hiçbirini kendimiz intihap etmeyiz. Bunları müzik yayınları şefimiz intihap eder. Uzun yıllar Istanbul Radyosu koro şetliği ve solistliği yapan Radife Erten, Türk musikisinin en ilginç hanım sanatkarlarından biridir.”Mavili” plağının etiketinde belirtildiği gibi pek çok geleneksel ezgiyi unutulmaktan kurtarmış ve radyo repertuarına kazandırmıştır. Başta İstanbul türküleri olmak üzere mani, semai, gibi geleneksel ve kökleri halk musikisine uzanan pek çok eseri derleyerek, uzun yıllar radyoda okumuş yönettiği korolara ve solistlere okutmuştur. Kendisi de taş plaklara Hafız Aşir’in bu tür plaklarından 40-45 yıl sonra bu eserleri okuyarak hatırlanmasını ve yeniden sevilmesini sağlamıştır. Özellikle ‘Mavili’ ile büyük bir başarı elde eden sanatçı halk arasında çok sevilmiş ve bu eserle özdeşleşmiştir. Bu albümün birinci CD’sinde Arap Mehmet’in çaldığı “Köçek Havası”nın sonunda ve muhtemelen Arap Mehmet’in sesinden kısacık bir bölümünü dinlediğimiz geleneksel ezgiyi, 45 yıl sonra Radife Erten’in yorumundan dinliyoruz.1.Kiziroğlu(Köroğlu Çeşitlemesi) Yöre: Kars ve Havalisi Kayıt Tarihi:1970Murat Çobanoğlu (1940- ): Kars’ta doğdu. Âşık Gülistan’ın oğludur. Özellikle bazı türküleriyle yurt sathında tanınmıştır. Âşık tarzı atışma ve hikâye anlatma geleneğinde de çok başarılıdır. Bir ara Yârânî ve Uevrani mahlaslarını da kullanmıştır. Uzunca bir süre Şeref Taşlıova ile birlikte pek çok radyo ve televizyon programı yaparak âşıklık geleğininin tanınmasına katkıda bulunmuşlardır. Çok sayıda plağı (45′lik) ve kaseti bulunmaktadır.Ozan, âşık oluşunu şöyle anlatır: “Göç mevsimi yaylaya göçerken susadım. Yol kenarında bulunan çeşmeye su içmeye gittim. Ben oyalanınca göçlerimiz dağı aştı. Akşamın alacakaranlığında uyuya kaldım. İşte o zaman âşıklık kabiliyeti ve sanatı bana nasip oldu. Sabah yaylada beni bulamayan babam düşer yollara, beni aramaya. Beni çeşmenin başında uyurken bulunca aşık olacağımı söyledi. Saz aldı, sazı tutmasını öğretti. O zamandan bu yana saz çalmaya şiir ve türküler söylemeye başladım. O zamandan beıi âşıklık yapıyorum.Feyzi Halıcı, Aşıklık Geleneği ve Günümüz Halk Şairleri, Güldeste, Ankara 1992 s.392.2.Vah vah (Deyiş)Mahzuni Şerif (1943): Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Berçenek Köyünde doğdu. Asıl adı Şerif Cırık’tır. Âşık tarzı şiir ve müzik geleneğinin günümüzdeki önemli temsilcilerindendir. 1960 ve 1970′li yıllarda politik nitelikteki eserleri yüzünden sorunlu ve çileli bir yaşam sürmüştür. Yüzden fazla plak onlarca kasete imzasını atan Mahzuni Şerif’in pek çok eseri başka sanatçılar tarafından da seslendirilmektedir…Toplumcu şiirler yazmada ve ezgi bulmadaki üstünlüğü bugün de Mahzuni Şerif’i gündemde tutmaktadır.”Sen anandan ben babamdanAğa doğmadık dostumGel beraber yaşayalımSanmaki sana küstüm” örneğinde uzlaşır gibi gösterdiği çelişkileri içten içe işler bir tavır takınır. Bunda 0′nun söyleyişindeki ustalığın payı büyüktür. Mahzuni güçlü bir şiir geleneğini sinesinde eritmiş, derin bir duyarlılığın ozanıdır. Yaratılar, yalnızca bir kavgayı değil, yaşamın tüm boyutlarını içerir. Dahası büyük bir taşlama ustası olan Berçenekli Aşık Mahzuni, şiirlerinde mahlasını en ustalıklı kullanabilen bir ozan niteliğine de sahiptir”Süleyman Yağız, Yürü Bre Hızır Paşa, 1983 s.1143. Sarı Mimozamsın Sen Benim…Hicazkar Şarkı… Güfte, Beste ve Seslendiren: Alaeddin Yavaşça…Alaeddin Yavaşça: (1927) Kiliste doğdu. Tıp eğitimi için geldiği İstanbul’da musikiye gönül verdi. Artaki Candan, Fikret Kutlu, Zeki Arif Ataergin, Sadettin kaynak, Münir Nurettin, Mesut Cemil, Nuri Halil Poyraz, Sadettin Arel gibi sanatçılarla çalışmış, amatörce başlayan merak giderek besteciliğe, radyo sanatçılığına, klasik koro şefliğine, konservatuar hocalığına kadar varmıştır. İstanbul Radyo’sunda yıllarca solistlik yapmış bu radyoda kurduğu -büyük başarı kazanan- erkekler korosunu yönetmiştir. Beste yapmaya 50′li yıllarda başlamış, hemen her formda eser vermiştir. Bunların yanı sıra tıp doktorluğu görevini çeşitli hastanelerde sürdürmüş, başhekimlik görevlerinde bulunmuştur.”Alaeddin Yavaşça ilk sahne konserini tabiri caizse tabibane bir vesile ile veriyor. Nisanın 6′sında Ankara’da Büyük Sinema’da Kanserle Mücadele Cemiyeti menfaatine-Ah şu konser hayırlısıyla bir neticelense rahat bir nefes alacağım. Konser programının birinci kısmını klasik eserlere, ikinci kısmını günün beszekarlarına üçüncü kısmını da kendi eserleri de dahil olmak üzere sevilen tutulan parçalara tahsis etmiş.(..)- Güfte beni sarmışsa içimde o ana kadar anlatamadığım hislerin melodiye tahvil edilmesi (dönüşmesi) o kadar kendiliğinden oluyor ki bazen ben dahi farkedemiyorum.Lirik bir güzellik taşıyan : Ne günah etse açılmaz iki gönül arası/ Arıyor ruhum onu olsa da bir yüz karası/ güfteli hicaz şarkısı sirlere de bir şey hatırlatmıyor mu?”4. Manolyam… Kürdi Hicazkar Vals (Şarkı).Söz, Beste ve Seslendiren: Zeki Müren Kayıt Tarihi: 1953-54(Son Beste filminden)Zeki Müren: (1931-1997) Bursa’da doğdu. Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. Sesinin güzelliğiyle dikkat çekti. Agop Efendi’den. Refik Fersan ve Şerif İçli’den yararlandı. Radyo pıogramlarıyla dikkati çekti. Kısa zamanda ünlendi. Piyasada çalışmaya başladı. Doğal olarak ilk plaklarında ve radyoda ki üslubunu terkederek uzun sürecek bir şöhreti yakalamış oldu. Beklenen Şarkı, Son Beste, Altın Kafes, Berduş, Kırık Plak gibi çok izlenen ve kendisine hem ün hemde servet kazandıran filmler yaptı. Döneminde çok sevilen bugün halen söylenen bazı bestelerin sahibidir. Yüzlerce plak, kaset yayınladı. Son döneminde Türk musikisi üslubundan oldukça uzak eserleri gazinolarda ve kasetlerinde seslendirdi. Rahatsızlığı nedeniyle okuyuculuğu bıraktı. Bir ödül töreni sırasında İzmir’de rahatsızlanarak vefat etti. Bursa’ya gömüldü.”(…) Şimdi de haber aldığımıza göre Zeki Müren ‘Erman Kardeşler’ film stüdyosu sahibi Hürrem Erman ile mukavele imzalamıştır. Filmin evvelki ‘Beklenen Şarkı’dan daha enteresan ve cazip olnıası için muhtelif senaryo ve romanlar okunmuş ve nihayet Son Beste’nin çevrilmesine karar verilmiştir. Zeki Müren’in karşısında son senelerin en kuvvetli genç yıldızlarından Belgin Doruk oynatılacatır.(…) Zeki Müren ve Belgin Doruk’un tip itibariyle çok uyacaklarını ve beyaz perdemize yeni bir çift kazandıracaklarını büyük kuvvetle tahmin ediyoruz. Zeki Müren bu hususta:- Kendisiyle ciddi bir şekilde çalışarak güzel bir film meydana getireceğimizi ümit ediyorum. Senaryo bakımından da oldukça değişik bir mevzuu taşıyan bu melodram filmin fevkalade olması için canla başla çalışacağım. (…) Müziklerini de büyük bir itina ile hazırlaması için üstad kemani ve bestekar Sadi Işılay’la mukavele imzalandı… Bu filmde bir kaç yeni şarkımı da takdim edeceğim. “ |
AYŞENUR AYKUT
(Alıntıdır.)
MIZRABIN HAYRAN BIRAKAN NEFESİ
| Günlük hayatların her ânı kaos, her demi kargaşa maalesef. Korna seslerine takılan seslerimiz, bağrışmalara ve kargışlamalara doğru koşuyor. Nezaketten, nezafetten ve nezahetten uzağa düşüyoruz günbegün. Anlamlarını dahi yitirmiş, müşterisiz kelimeler dolanıyor dört bir yanda. Sahibini değil, bir ömürlük misafirlerini bekliyor bu içi boşaltılmış kelimeler. Keşmekeşliğe sürüklenen bir anafordur bu vakitler. Latif hitapların özlendiği, saygının bulunmaz bir Hint kumaşı addedildiği koridorların karanlığından geçiyoruz. Ne yazık ki, kültür zengini bir uygarlığın torunları, kısır sayılabilecek bir kelime dağarcığıyla fakir olmuş, anlaşmaya çalışıyor. Entelektüel boyutta değil sadece, tüm toplumsal bir hezeyan bu. Abur cubur güfteden, nahoşluk ve başıbozukluktan beslenen besteden oluşan bir müzik dünyamız var ne yazık ki. Her an ulaşılıp, çabucak tüketilebilecek ucuzlukta bir popüler kültür ve popüler müzik de cabası. Aylar ve hatta senelerce süren güfte-beste çalışmaları olurken geçmiş zamanda, üç-beş kelimeyle şarkılar tanzim edilir, iki üç mırıldanmayla da besteler bina edilir hâle gelmiş. Çok satan albümlerin sahipleri, ne yazık ki kendilerini, sanatın en üst perdesinde ve zirvesinde duruyor zannediyorlar artık. Müzik dünyamız da bu hercümerce boyun eğmiş vaziyette. “Halk da anlasın” safsataları sayesinde halka biçilen esvap da biçimsiz günümüzde. Halka cahil yaftası yakıştırma çabası, kültür ve sanat fakiri imajı çizmek de pek insaflı değil. Birileri cilalı imaj materyallerini kullanıp, renkli gazete kupürlerinde, beyaz camda görüntülendikçe, sanatın numunesiymiş gibi takdim ediliyorlar. Asıl üzüntü veren hâl ise, Türk musikimiz içinde kimliğine sahip çıkmış isimleri halka duyuramamak. “Gençler sıkılır, anlamaz bu müzikleri” masallarıyla uyutulan ve kaliteden yoksun büyüyen bir genç kuşak, elbet bu aldatmacalara bir gün uyanacak. Öz musikimize sahip çıkmış birkaç isimle tüm haftamı geçirdim desem yeridir. Kalan Müzik’ten gelen bir nâme, bir ses bu. Mızrabın Nefesi adlı huzurdan bahsetmek istiyorum. Neylerin ve tamburların semâsından, ilâhilerden, murassalardan, peşrevlerden geçip, bir müzikal huzura vasıl olmaya çalışıyorum. Dokuz farklı mücevherle süslenip, Mızrabın Nefesi’ni içime çekiyorum. Öncelerde “Yansımalar” adlı grup ile de isminden sıkça söz ettiren Aziz Şenol Filiz ve Birol Yayla ikilisinin bir projesi ve eseri Mızrabın Nefesi. Geçmişten geleni günümüze hatta geleceğe yansıtıyordu “Yansımalar”. Günümüzün bulanık havası yadsıyordu bir bakıma. Şimdilerde ise neyler ve tamburlarla örülü bir ağ, bir huzur zinciri kurmuşlar, musikişinas tüm dinleyenleri içine katıp döndürüyorlar. “Semâ safa, cana şifa, ruha gıdadır” mısraı uyarınca terennüm ediyorlar. Mızrabın Nefesi albümünden evvel A. Şenol Filiz ve Birol Yayla, beraber birçok çalışmaya imza attılar. “Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım” düsturunca, evvelki çalışmalardan ziyade bu albümün üzerinde durmakta fayda görüyorum. Bunun yanı sıra bu albümde Salih Bilgin gibi ney, Mehmet Kemiksiz gibi kaside ustaları mevcut. Ney taksimleriyle dinleyenleri üfüren, tamburun tellerine iliştirip mızrabıyla savuran Mızrabın Nefesi albümünde, ritim sazlarını da es geçmemeli. Davulların çaldığı Osmanlı devri bayram sabahlarını hatırlatıyor her nasılsa. Yarkın Ritim Grubu’nun kurucularından Fahrettin Yarkın ve genç yaşına rağmen başarılarıyla vurmalı sazlarda ileride de isminden çokça söz ettirmesi beklenen Türker Çolak perküsyondalar. Albümün beşinci parçası, Nikriz İlâhi’de durakalıyorum. Neyzen Salih Bilgin’in talebesi olan Volkan Yılmaz, taksim geçiyor neyiyle. Sonra mızrabın nefesi duyuluyor tamburun ciğerinden çıkarken. Koro, hep bir gönülden meşk ediyorlar Hz. Yunus Emre’nin ağzından: “Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur.” Sonrasında Mehmet Kemiksiz o billur yorumuyla kasidesine kavuşuyor: “Semadan sırrı tevhidi duyan gelsin bu meydâne / Derun içre bugün Allah diyen gelsin bu meydâne.” Kemiksiz’in kasidesi biterken de hep bir dilden söylenen o mısralarla içim, huzurda eğilip hayranlığa eriyor: “Bir dem gelir döner Cebrail’e / Rahmet saçar her mahfile / Bir dem gelir gümrâh olur / Miskin Yunus hayrân olur.” |
|
|
AYŞENUR AYKUT
(Alıntıdır.)
HARRY POTTER VEYA MÜZİĞİN ANKA KUŞU
HARRY POTTER VEYA
MÜZİĞİN ANKA KUSU
Birkaç yıldır gençlerin merakla okuduğu bir Harry Potter dizisi var. Dizinin ikinci kitabı olan Harry Potter Ve Sırlar Odası’nın kapağında bir Anka kuşu resmi vardır.
Bu kuş romanda da anlatıldığı gibi Harry’yi zor anlarından birinde kurtarır, yaralanmış olan Harry’yi gözyaşlarıyla iyileştirir. Harry’nin bu Anka kuşuyla ilk karşılaşması büyü okulunun müdürü Profesör Dumbledore’nin odasında olur. Harry, Dumbledore’un odasına girdiği zaman “kapının arkasındaki altın tünekte, yarısı yolunmuş bir hindiye benzeyen, tiridi çıkış bir kuş duruyordu”. Kuş hasta görünüyordu, kuş birden alev aldı ve yanmağa başladı. Ateş topu halini alan kuş bir saniye sonra yerde dumanları tüten bir kül yığını olmuştu. Şaşkınlıkla bakan Harry’e Dumbledore “Fawkes, bir Anka kuşudur, Harry. Ankalar ölme vakti gelince alev alırlar, sonra da küllerinden yeniden doğarlar. Gözünü üstünden ayırma” der.
Resim 1. Harry Potter ve Sırlar Odası Kitabının Orjinalinin Kapağı
Harry hızla geri dönünce minicik, buruş buruş, yeni doğmuş çirkin bir kuşun kafasını küllerden uzattığını görür. Dumbledore masasının arkasından: “Onu bir Yanma Günü’nde görmen ne yazık, Genellikle çok yakışıklıdır. Harikulâde kırmızı ve altın rengi tüyleri vardır. Çok ağır yükler taşıyabilirler, gözyaşlarının iyileştirici gücü vardır” der.(ROWLING, 2001:248-249) Gerçekten de Harry, romanın sonunda Tom Riddle ile olan mücadelesinde yaralanır, gelen Fawkes adındaki bu Anka kuşunun yardımıyla kurtulur ve onun gözyaşlarıyla iyileşir.
Resim 2. Anka kuşu – (Falname’den) Bu olay bana Türk Müzik Mitolojisinde yer alan müziğin icadı hakkındaki hikayelerden birini hatırlattı. Bu mitolojik hikayeye göre Hindistan’da dev bir Anka kuşu varmış. Bu kuşun adına “Kaknüs” derlermiş. Ormanın derinliklerinde yaşarmış. Gagasında yüz delik bulunurmuş. Hiç eşi yokmuş. Bir eş bulmak ümidiyle tatlı tatlı ötermiş. Gagasındaki bu deliklerden çıkardığı ötüşlerin/ nağmelerin etkisine gelen diğer küçük kuşları yiyerek beslenirmiş. Çok uzun yıllar yaşar, öleceği zaman ötmesi çoğalır, sonra birden alev alır ve kül olurmuş. Küllerden yeni bir yavru kaknüs kuşu doğarmış. Bu kuşu merak eden bir filozof, uzun arayışlar sonunda onu bir ormanda bulmuş ve günlerce onu izleyip nağmelerini dinleyerek müziği icat etmiş.
Niçin her insanın sesi farklı?
-
Yeni
- Ve yine bloguma erişemiyorum
- Konser / Konzert "jungenc"
- Müziğe Bu Kez Müzik İçinden Yönetici: İTÜ TMDK Müdürlüğüne Prof. Dr. Cihat Aşkın Atandı…
- III. Ulusal Gülden Turalı Keman Yarışması
- Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya Veda
- Müzik oyunları
- Nota arşivi (2.blogumuz)
- Şarkı söyleyelim
- Orhan Atasoy Gemiler
- Sevildiğini bilmek ve bilmemek
- AkLımM heP SenDde
- Sealed with a kiss
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Eylül 2009 (1)
- Ekim 2008 (12)
- Eylül 2008 (13)
- Ağustos 2008 (11)
- Temmuz 2008 (10)
- Haziran 2008 (35)
- Mayıs 2008 (41)
- Nisan 2008 (30)
- Mart 2008 (9)
- Şubat 2008 (28)
- Ocak 2008 (38)
- Aralık 2007 (43)
-
Kategoriler
- (ç)alıntı
- alıntı
- anne-baba
- arşivlik videolar
- Öğrenci
- Öğretmen
- çocuk eğitimi üzerine
- çocuk şarkıları
- ödev
- Bale
- Bilgisayar
- bilim
- Bilmece
- bilmemiz gerekenler
- Bize ulaşın
- blokflüt
- bunları biliyor musunuz?
- Bursa
- Bursa Kültür Merkezi
- By Tırtılın maceraları
- caz
- Dinlemelik
- DUYURULAR
- ebook
- elvi' den
- emnyi'den
- emnyi'nin günlüğü
- enstrüman eğitimi
- enstrümanlar diyarı
- eğlenceli bilgi
- eğlenceli müzik
- eğlenelim öğrenelim
- Flamenko
- flüt
- Frank Sinatra
- günün şarkısı
- günün şiiri
- güncel
- Genel Müzik Bilgisi
- Gereksiz Bilgiler
- Gitar
- haber
- ilköğretim
- internet
- izlenmesi gerekenler
- karaoke
- keman
- kitap
- klasik müzik
- komik
- konser
- Leyla Gencer
- Linkler
- Müzik grubum
- müzik haberleri
- müzik oyunları
- Müzikle ilgili makaleler
- Müzisyen Biyografileri
- Müzisyenler Diyarı
- memleketimden insan manzaraları
- method
- Modern Dali
- mp3
- msn
- music theory
- nilay'ın köşesi
- nilish'den tavsiyeler
- nota
- nota arşivi
- nılay
- okuduklarımdan seçtiklerim
- Opera
- org
- piyano
- sağlık
- söyleyemediklerim ya da söylediklerim
- SBS
- Seçme Albümler
- Seçtiklerim
- senkop yazım hazinesi
- Serapata'dan yorumlar
- Sivas katliamı
- sınav
- Tango
- Tanju Okan
- Türkiye'den müzik haberleri
- teknoloji
- Uncategorized
- unutulmaması gerekenler
- uykusuz
- vdieo
- video
- yorum
- Şefik Kahramankaptan
- şiir
- İletişim
- İlginç Bilgiler
- İngilizce
- İngilizce okul şarkıları
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS

