Emnyi & Nilish PaGe

Guitar Tuner

Guitar tuner indirmek için TIKLAYIN.

Ocak 11, 2008 Posted by | enstrümanlar diyarı, Gitar | Yorum yapın

01

Ocak 1, 2008 Posted by | enstrümanlar diyarı, flüt, klasik müzik | Yorum yapın

FLÜT


Modern flütün son şekli 1832 yılında Theobald Bohm tarafından gerçekleştirildi. Delikleri akustik kanunlarına göre düzenlendi. Çoğunlukla gümüşten, bazen de altından yapılır.
Sert ağaç veya madenden yapılmış, küçük bir boru şeklindedir. Doğrudan üflenerek çalınır. Yapıldığı ses Do’dur. Seslerin bir kısmı parmakların, bir kısmı da yine parmakların idare ettiği ucu güderili yaylı perdelerin, delikleri açıp kapaması ile elde edilir. Almanların Blockflöte, Fransızların Flüte douce, İngilizlerin Recorder, İtalyanların ise Flauto dedikleri flüt 67cm. uzunluğunda ve 1.9 cm. çapında üflemeli bir çalgıdır. Notası Sol anahtarı ile yazılır. Orkestra ve bandolarda kullanılır. Solo ve eşlik görevi yapan bu çalgının ses rengi kendine özgü pastoral ve tatlıdır. Kolayca sökülüp takılabilen 3 parçadan meydana gelir. Çalgının baş bölümünde bir üfleme deliği vardır. Bu üfleme deliği alt dudağa dayanarak üflenir. Parmakların etli kısımları perdelerin üzerine kapatılarak sesler elde edilir. Besteciler flütü özellikle pastoral tablolar çizerken, köy ve kır yaşamını anlatırken kullanmışlardı.

Modern flütün son şekli 1832 yılında Theobald Bohm tarafından gerçekleştirildi. Delikleri akustik kanunlarına göre düzenlendi. Çoğunlukla gümüşten, bazen de altından yapılır.
Sert ağaç veya madenden yapılmış, küçük bir boru şeklindedir. Doğrudan üflenerek çalınır. Yapıldığı ses Do’dur. Seslerin bir kısmı parmakların, bir kısmı da yine parmakların idare ettiği ucu güderili yaylı perdelerin, delikleri açıp kapaması ile elde edilir. Almanların Blockflöte, Fransızların Flüte douce, İngilizlerin Recorder, İtalyanların ise Flauto dedikleri flüt 67cm. uzunluğunda ve 1.9 cm. çapında üflemeli bir çalgıdır. Notası Sol anahtarı ile yazılır. Orkestra ve bandolarda kullanılır. Solo ve eşlik görevi yapan bu çalgının ses rengi kendine özgü pastoral ve tatlıdır. Kolayca sökülüp takılabilen 3 parçadan meydana gelir. Çalgının baş bölümünde bir üfleme deliği vardır. Bu üfleme deliği alt dudağa dayanarak üflenir. Parmakların etli kısımları perdelerin üzerine kapatılarak sesler elde edilir. Besteciler flütü özellikle pastoral tablolar çizerken, köy ve kır yaşamını anlatırken kullanmışlardı.
FLÜTÜN TARİHÇESİ

Üflemeli çalgıların içinde en eskisi flüttür. Bunu eski Mısır yazıtlarında görebiliriz. Mısır’dan Yunanistan’a geçti.Günümüzde kullanılan flütler 17. yüzyılda gelişti.
Tarih içinde 2 ayrı türü görülür. Bunlardan birincisi uçtan üflenen flüt diğeri ise yandan üflenen flüttür. Günümüz orkestralarında sadece yandan üflenen flüt kullanılır. Eskiden abanoz gibi dayanıklı ve sert ağaçlardan yapılan flüt bugün metalden yapılır. Ancak ses rengi ve çalma tekniği tahta flütün özelliklerini taşıdığı için tahta üfleme çalgılar grubu içindeki yerini korur. Flütün kalın, orta ve ince olmak üzere 3 ses bölgesi vardır. Rönesans döneminde Avrupa’da eğitim müziğinde kullanılan düz ( blok) flüt vardı. 17. yüzyılda besteci J.B.Lully bazı operalarında yan flüt kullanmaya başladı. Flüt 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın bütün ülkelerine yayıldı.

Flüt orkestrada solo görevi yapar. Pastoral ve özellikle kuş sesi içeren dokunaklı ezgileri yorumlayan çalgıdır. Sesi orkestra içinde az duyulduğu için, solo çaldığı zaman orkestra fazla forte yapmaz. Orkestra partisyonunda flütün notası en üste yazılır. Flüt herşeyden önce aktarımsız ( transpoze) bir çalgıdır. Çalınan nota aynen işitilir.

Aralık 22, 2007 Posted by | enstrümanlar diyarı, flüt, klasik müzik | Yorum yapın

GİTAR NASIL ÇALINIR

Özellikle akorların ya da genel olarak tüm notaların gösterilmesi için bazı harfler de kullanılır. La notası temel bir sestir. Bir orkestra akordunu La notasına göre yapar. Telefonu açtığınızda duyduğunuz düdük sesi (bazı durumlarda çok küçük bir farkla olsa da) La notasıdır. Bu yüzden, notaları gösteren harfler La notasından “A” harfiyle başlar ve sırayla gider. Yalnızca Almanca’da Si notasını göstermek için “B” harfi yerine “H” harfi kullanılır.

La Si Do Re Mi Fa Sol
A B C D E F G

Sol ve Fa Anahtarları

Şimdi de, notaların fa anahtarında başlayıp sol anahtarında nasıl devam ettiğini görelim. İki porte arasında hayali bir çizgi olduğunu düşünün. Bu çizgiye gelen nota Do(C) notasıdır. Çok kalın ve çok ince notaları göstermek için portenin beş çizgisi yetmez. Bunun için portenin altında ve üstünde ek çizgiler kullanılır. Oktav dediğimiz olay ise, bir notadan başlayıp, ileri ya da geri, daha doğrusu, aşağı ya da yukarı doğru, notaları sırayla sayarak geldiğimiz sekizinci nota – ki bu ilk notanın tekrarıdır – ile ilk nota arasındaki uzaklıktır. Aşağıdaki örnekte oktavlar Mi(E) notasından – Mi notasına olarak gösterilmiştir

Tam Ses – Yarım Ses

Notalar arasında belirli uzaklıklar vardır. Gitarda birbirinin peşisıra gelen iki perde düşünün (3 ve 4.perdeler gibi). Bu iki perdedeki notalar arasındaki uzaklık yarım sestir (1/2ses). Şimdi de 3 ve 5. perdelerde iki nota düşünün (hangi telde olduğu önemli değil), bunlar arasındaki uzaklık ise bir tam sestir. Şimdi de, notaları Do’dan başlayıp, sayma sayıları gibi, sırayla sayalım: Do – Re – Mi – Fa – Sol – La – Si – Do…………………… Mi -Fa ve Si – Do notaları arası 1/2 sestir yani bu notalar birbirini takip eden perdelerdedir. Diğer tüm notalar arasında ise tam ses aralıklar vardır. Peki, aralarında tam ses (iki perde) uzaklık bulunan notaların arasındaki fazladan perdelere hangi notalar gelmektedir. Buralara gelen notalar diğer notaların diyez ya da bemolleri yani yarım ses inceltilmişleri ya da yarım ses kalınlaştırılmışlarıdır. Bu işlemi yapmak için arıza işaretleri kullanılır. Bunların bir listesini veriyoruz:

Diyez: Önüne konduğu notayı yarım ses inceltir.

Çift Diyez: Önüne konduğu notayı bir tam ses inceltir.

Bemol: Önüne konduğu notayı yarım ses kalınlaştırır.

Çift Bemol Önüne konduğu notayı bir tam ses kalınlaştırır.

Bekar (Natürel): Arıza almış notayı doğal haline çevirir.

Şimdi de, Do notasından başlayıp, sırayla tüm notaları – ki bunlar 12 adet kromatik (birbirlerini yarım ses aralıkları ile takip eden) notadan ibarettir – yazalım. Not: İncelme yönünde giderken notalar diyez, kalınlaşma yönünde giderken ise bemol alır. Yani, sözünü ettiğimiz aradaki perdeye gelen nota ya bir önceki notanın diyezi ya da bir sonraki notanın bemolü olarak adlandırılır. Ya da gittiğimiz yöne bağlı olarak, bunun tam tersi olur: Do – Do diyez (ya da Re bemol) – Re – Re diyez (ya da Mi bemol) – Mi – Fa – Fa diyez (ya da Sol bemol) – Sol – Sol diyez (ya da La bemol) – La – La diyez (ya da Si bemol) – Si – Do… Soldan sağa diyez yönü, sağdan sola ise bemol yönüdür. Örneğin, Do ile Re arasındaki notayı, incelirken Do diyez, kalınlaşırken ise Re bemol olarak düşünebilirsiniz. Neticede ikisi de aynı sestir. Daha önce söyledik ama yine hatırlatalım: Mi – Fa ve Si – Do notaları arası yarım sestir yani bu notaların arasında diyez ya da bemol başka bir nota bulunmaz (Türk müziği ve bazı dünya müziklerinde daha küçük aralıklar vardır. Bunları ilgili derslerde inceleyeceğiz).
Bir ölçü içinde bir nota ilk kez arıza aldığı yerden, aksi belirtilmediği takdirde, ölçü sonuna kadar arıza almaya devam eder. Belirli bir yerde nota doğal haline çevrilecekse bekar (natürel) işareti kullanılması gerekir. Sonra tekrar arıza işaretiyle arızalı duruma getirilebilir.DEVAMI İÇİN TIKLAYIN.

Aralık 22, 2007 Posted by | enstrümanlar diyarı, Gitar | Yorum yapın

Piano


Bilgisayar ortamında org çalıp eğlenmek için güzel bir program için TIKLAYIN…

Aralık 22, 2007 Posted by | enstrümanlar diyarı | Yorum yapın

Kasım 15, 2007 Posted by | bunları biliyor musunuz?, enstrümanlar diyarı, eğlenceli bilgi | Yorum yapın

Bloflüt nota gösterim cetveli



Sevgili bisgen ellerine sağlık. öğrencilerim için burda kullandım hazırladığın cetveli ama kızmazsın dimi arkadaşım :) www.bisgen.blogspot.com

Kasım 4, 2007 Posted by | enstrümanlar diyarı, Genel Müzik Bilgisi, nota | 2 Yorum

Blokflüt

Blokflüt özellikle eğitim amaçlı olarak yaygın şekilde kullanılan ağaç üflemeli bir çalgı. Yan flütten ayırt etmek için düz flüt de denir.

Blokflüt genellikle plastik veya ağaçtan, bazen de fildişinden yapılır.Yedisi üstte,biri altta olmak üzere sekiz deliği vardır. Ses alanı yaklaşık iki oktavdır,ancak usta bir çalıcı kromatik olarak iki oktav ve bir beşliye çıkabilir.Başlıca çeşitleri, sopranino,soprano, alto, tenor ve bas blokflüttür. Bunlardan soprano do blokflüt okullarda müzik eğitiminde kullanılmaktadır.

Ortaçağ’ın başlarından beri Avrupa’da sevilen bir çalgı olan blokflütün günümüzdekilere benzeyen örnekleri 15. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. 16. ve 17. yüzyıllarda iyice yaygınlık kazanan çalgının ses genişliği üzerinde yapılan değişikliklerle iki oktava ulaştı ve iki yüzyıl boyunca Rönesans ve Barok müziğinde önemli yer tuttu. Bach, Vivaldi, Händel, Corelli, Monteverdi, Sammartini, Gluck gibi besteciler blokflüt için eserler yazdılar. 1750 lerden sonra blokflüt eski önemini yitirerek yerini Klasik ve Romantik dönemlerin ihtiyaçlarına cevap verebilen,ifade gücü daha yüksek ve kapsamlı bir çalgı olan yan flüte bıraktı. 20. yüzyıl başlarında blokflüt yapımcısı ve virtüözü bir İngiliz olan Arnold Dolmetsch enstrümanı yeniden canlandırdı. Günümüzde, öğrenmesinin kolay olması, küçük çocukların da çalabilmesi, pahalı olmaması, kolayca taşınabilmesi, özellikle plastik blokflütlerin fazla bakım gerektirmemesi, solo ve topluluk müzikleri için uygun olması, geniş bir repertuvarının olması gibi nedenlerle okullarda eğitim amaçlı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca herkesin zevkle çalabileceği bir enstrümandır.
(kaynak Vikipedi, özgür ansiklopedi)
Türkçe’de blokflütle ilgili başlıca yayınlar
Saadettin Ünal, Blokfülüt Çalıyorum 1-2
Selçuk Yıldırım-Besim Akkuş, Halk Ezgileriyle Blokfülüt Metodu 1-2
Şükran-İbrahim Sarıçiftçi, Çok Sesli Ezgilerle Uygulanmış Blok Flüt Metodu
Ömer Faruk Yurtoğlu, Blokflütüm ve Ben
Salih Aydoğan-A. Aydın İlik, Blokflüt ile Müzik Eğitimi
Temel Hakkı Karahasan, Blokflüt Metodu

Kasım 4, 2007 Posted by | enstrümanlar diyarı, Genel Müzik Bilgisi | Yorum yapın

TÜRK HALK ÇALGILARI

Geçmişten bugüne kadar, ta Çin ortalarından Macaristan ovalarına kadar uzanan bir alanda, binlerce yıl hayatını sürdüren Türk toplumunun, müzik ihtiyacını gidermek için kullandığı, çeşitli karakterde bir çok çalgısı olması tabiidir. Anadolu’da bugün ve yakın zamana kadar kullanılmakta olan çalgıları, yapacağımız listenin daima eksik olacağını unutmamak şartıyla, şöyle sıralayabiliriz:a)
Telli Çalgılar:
I. Telli-tezeneli (tezene veya parmakla çalınan) çalgılar.
1. Meydan, divan sazları
2. Bağlama, bozuk, tambura, çöğür.
3. Cura, bulgarı,
4. Tar, v.b.II. Telli – yaylı çalgılar:
1. Kopuz ıklığ,
2. Kabak, Rebab (rubbaba), eğit,3
. Karadeniz kemençesi, İstanbul kemençesi v.b.b)
Nefesli Çalgılar:
1. Zurna
2. Kaval (dilli, dilsiz),
3. Düdük (dilli, dilsiz),
4. Çığırtma (çırıtma)
5. Sipsi,
6. Çifte, tulum-çifte.
7. Mey, balaban.
c) Vurmalı Çalgılar:
1. Davul (nağara), koltuk davulu,
2. Tef, kudüm (daire),
3. Darbuka (deplike, dümbelek, dümbek, küp)
4. Zilli maşa, çarpara, parmak zilleri, kaşık v.b.

Meydan sazı telli çalgılar ailesinin en büyüğüdür. Yanık bir sesi vardır. Gayet sade çalınır. Tok ve mil iniltili bir ses verilir. Bu saz Anadolu’da artık gözdeliğini yetirmiştir. Üçerli, dört grup (on iki) teli vardır.Divan sazı, meydan sazı görünümünde, biraz küçük üçerli üç gurup teli olan, olgun ve dokunaklı ses veren bir sazdır. Bugün meydan sazının yerini almıştır.
Bağlama: Halkımızın en çok sevdiği ve elinde bulundurduğu en yaygın çalgıdır, Uzun saplı, ikişerden üç gurup tellidir. Eski bir Türk çalgısı olan, bugün Altay Türkleri arasında yay’la çalınan çeşidi h kullanılan kopuz adlı sazdan türediği biliniyor. Kolca kopuz denilen saz da kopuzun daha uzun saplısı imiş. XV. yüzyıl dan itibaren Türkçe’den bozulma adlarıyla batıda da uzun müddet kullanılmış. Bağlamanın kendine has bir de ses düzeni (akort’u) vardır ki, buna bağlama düzeni denilir. Alt teli sesini la kabul orta tel dört ses pes mi üst tel beş ses re seslerine akort edilir.
Bozuk: Yine bu aileden 80 – 90 cm. boyunda üçerden üç gurup telli bir sazdır. Açık ve berrak bir sesi vardır.
Tambura: Boyca Bozuk kadar olup ikişerden üç gurup teli vardır, Akordu da bozuk sazının akordu gibidir. Yalnız perde bağı bozuğunkinden fazladır (20-22). Tambur gibi çalınmakla beraber, tezene tutan parmaklardan gayrı parmaklarla bütün tellere vurulup ritm tutularak çalındığı görülür.
Çöğür: Belli bir sazın adı değil. Yurdun çeşitli yerlerinde, çeşitli sazlara çöğür denildiği görülmektedir. Güneyde (Adana, Mersin, Gaziantep, Urfa, Diyarbakır) bozuk’a, on iki telli aşık sazlarına çöğür deniliyor.
Cura: Bu ailenin 50-70 cm. boyunda olanıdır. Üzerinde 7-16 perde bulunur. Bağlama veya bozuk düzenlerine akort edilebilir. Burdur yöresinde bağlama düzeniyle akort edilmiş curaların tezene yerine parmakla çaldığını görürüz.
Bulgarı: Güney ve güneybatı Anadolu ile Kayseri yöresinde görülen curaya yakın bir saz. Eski Volga boylarında yerleşip Müslümanlığı da kabul etmiş olan bulgar isimli Türk boyundan bazı oymaklar, Kars yoluyla Anadolu’ya inerek Toros’lara komşu bazı yaylalarda konup göçer olmuşlardır. Bulgarı sazının onlardan kalmış olduğu şüphesizdir
Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da çalınan bir başka halk sazı da Tar’dır. Göğsü diğer telli sazlarda olduğu gibi ahşap olmayıp deriyle kaplıdır. İkişerden üç gurup teli vardır. Bunlardan başka çalınan ezginin kalın ve güçlü perdelerine akortlanan dem telleri vardır. Tezene ile tambur tarzına yakın bir tarzda çalınır.
İlk çağ medeniyetleri yaylı saz kullanmamışlardır. Yaylı saz Asya’dan Selçuklular vasıtasıyla Anadolu’ya, oradan da Avrupa’ya geçmiştir
Yaylı sazlarımızın en eskisi kopuz’dur (yaylı kopuz). Iklığ adı verilen bir yaylı sazın geçen yüzyıla kadar doğu Türkleri tarafından kullanıldığı söylenmekte Sazın, yarım Hindistan cevizinin kesik yüzüne gerilmiş bir deri ve üst tarafına takılmış bir kol ile alt tarafına takılmış bir ayaktan ibaret olduğu bildiriliyor. Yaylı kopuzun özel bir ismi olabileceği söylenmektedir.
Kabak: Gövdesi kabak veya hindistan cevizi, göğsü deri, iki veya üç telli olan bir halk çalgısıdır. Güneydoğu konar-göçerleri aynı saza rubbaba (Rebab) diyorlar. Toroslar’da güney Türkmenleri arasında yaygın olan diğer bir yaylı çalgı da eğit’tir.
Kemençe: Orta ve doğu Karadeniz sahilinde yaygın olan yaylı halk çalgısıdır. Üç veya dört telli olur. İstanbul kemençesi armudi şekliyle Karadeniz kemençesinden ayrılır. Bu sazda tellerin yan taraflarına tırnak yüzeyi ile basılır.
Nefesli sazlarımızdan en yaygını zurnadır. Kaba, orta ve cura olmak üzere üç boy zurna vardır. Kaval, tek veya birbirine geçen üç parçadan meydana gelen 60-70 cm. uzunluğunda bir nefesli halk çalgısıdır. Dilli veya dilsiz olabilir. Düdük ise 25-30 em. boyunda dilli veya dilsiz olabilen bir çalgıdır.
Çığırtma, (çırıtma), Elazığ yöresinin yakın zamana kadar yaygın bir sazı idi. Kartalın kanat kemiğinden yapılan bu sazın boyu 25 ile 26 cm. kadardır. Ege ve Güneybatı Anadolu’nun yaygın bir halk çalgısı da sipsi’dir. Sipsi, 17-18 cm. boyunda kesilmiş bir su kamışı ile ağzına takılan cuk cuktan ibarettir. Çifte, çığırtma gibi kartalın kanat kemiğinden veya sipsi gibi su kamışından iki borunun birbirine bağlanması ve ağız kısmına bir cuk cuk’un (Sipsi’nin) takılmasıyla meydana getirilmiş bir çalgıdır. Ayrıca çiftede olduğu gibi içinde iki ayrı kanal olan ahşap’tan yapılanı da vardır. Burada bir dizi delikleri bulunan kısım- la asil ezgi çalınırken diğer tarafla da ezgiye dem tutulur.
Tulum-zurna, doğu Karadeniz’in dağlık bölgelerinde çalınan bir çalgıdır. Delinmeden ve bozulmadan çıkarılmış bir koç tulumunun boyun kısmı tıkanır, kollardan birine bir ağızlık diğerine de bir çifte (nefesli halk sazı) takılır. Buradaki çiftenin tuluma göre özel bir yapısı vardır.
Mey, Doğu Anadolu illerimizin (Artvin, Erzurum, Kars, Ağrı, Bayburt v.b.) karakteristik sazıdır. Dilsiz düdüğe benzer. Bir gövde ve ağız tarafına takılan ses çıkarıcı yassı kamış ağızlıktan ibarettir. Sesi mat ve hafiftir. Bu özelliği ile küçük ve kapalı yerlerde zurnanın yerini alır. Hazer doğusu Türkmenleri, Azerbaycan ve Türkistan Müslümanları arasında yaygın olan bir başka saz da ba1n Balaban, mey’den daha uzun olup ona göre daha kaba seslidir
Vurmalı sazlarımızın başında gür sesiyle davul gelir. Kaynağı Orta Asya olup Selçuk Türkleriyle Anadolu’ya gelmiş, Osmanlılardan da Avrupa’ya geçmiştir. Davulun ölçüleri çeşitli yörelere göre değişiktir. 25- 30 cm.’den 75-80 cin, kadar değişir. Büyük davulların tokmak ve çomak (Metçik) denilen araçlarla çalınmasına karşılık, Kars yöresinde görülen küçük davullar koltuk altına alınarak parmaklarla çalınır. 5-10 cm. eninde 30-40 cm. çapında bir kasnağın tek tarafına gerilmiş deri ve kasnak üzerinde takılmış çifter zilden oluşan bir başka vurmalı çalgımız da tef’tir. Tef’in daha geniş ve zilsizine Anadolu’da kudüm denir ki, bu da dini müziğimizde yeri olan daireden başka bir çalgı değildir. Anadolu’nun çeşitli yörelerinde darbuka, deplike, dümbelek, dümbek, küp diye adlandırılan bildiğimiz çalgı, madeni veya toprak olabilir.
Zilli maşa, iki, üç kollu bir maşa ve uçlarına takılı zillerden ibarettir. Bir elle tutulup, diğer elin baş parmağı ile diğer parmakları arasına vurularak çalınır. Çarpara, şimşirden kesilmiş kaşık büyüklüğündeki dört tahta parçasından ibarettir. Bunlar birbirine iple veya menteşeyle bağlıdır. Zilli maşa gibi çalınır.

Ekim 4, 2007 Posted by | enstrümanlar diyarı | Yorum yapın

Keman oluşturan parçalar

Eylül 7, 2007 Posted by | enstrümanlar diyarı, keman | Yorum yapın

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.